CUMHURİYETİN TEMEL İLKELERİ

0
271

Şu unutulmamalıdır ki, gizli baskı rejimleri açık baskı rejimlerinden  de beterdir. Açık baskı rejimlerinde, hiç olmazsa zorbanın kim olduğu açıktır. İnsanlar da kendilerini ‘zalim´ olarak tescil ettirmekten türlü nedenlerle hoşlanmazlar. Bu duygu da onları ister istemez, deyim yerinde ise, zulümlerinde ölçülü olmaya zorlayabilir. Gizli baskı rejimlerinde ise, gerçek sorumlu perde arkasında olduğundan, onun zulmü kolaylıkla daha ölçüsüz boyutlara ulaşabilir.

Anlaşılmaktadır ki, ‘Cumhuriyetçi´ ve ‘Demokratik´ bir görüntü altında da, istenildiği zaman istenildiği boyutta baskıya, mutlak yönetime elverişli düzenler oluşturulabilmektedir. Böyle düzenlerde genelikle bir parlemento bulunur, hatta bulunmasına  önem verilir. Ama bu amaç  ülke yönetiminde parlementodan yararlanmak değil, düzen sorumlularının kararlarına meşruluk kazandırıp onları sorumluluktan  kurtarmaktır.

Hukuk Devleti Niteliği

 “Hukuk devleti” ilkesine saygılı olunmadan Cumhuriyet´ten, Demokrasi´den söz etmek mümkün değildir. Ancak insan haklarına, kişi özgürlüklerine, eşitlik ilkesine saygılı olmayan bir hukuk düzeni için de Cumhuriyet-demokrasi- denemez. Mutlaka bir sınırlama yapmak gerekirse, galiba yine de önceliği bireyin özgürlüklerine, insan haklarına saygıya öncelik vermek daha doğru olacaktır. Yanlız burada Hukuk Develti kavarmının hayati önemini de belirtilmelidir. Krallara olduğu gibi, halk iradesine dayandıklarını söyleyebilecek durumda olan yöneticilere de yetkilerinin sınırsız olmadığını, çıkaracakları yasaların, alacakları kararların insanlığın erişmiş olduğu evrensel hukuk anlayışına uygun olmasının zorunlu olduğunu kişinin, herhangi bir makamın herhangi bir nedenle müdahalesi mümkün olmadan hakları bulunduğunu anlatabilecek ve yöneticileri bu ilkelere mutlaka saygılı olmaya ve uymaya zorlayabilecek olan yine bu hukuk devleti kavramı olacaktır.

Ülke huzurunda, “Devlet otoritesi” elbet önemlidir. Elbet devlet, etkin “güvenlik kuvvetleri”ne sahip olacaktır. Ancak İnsan hakları ve özgürlükler ihmal edilerek-yok sayılarak- devlet otoritesini veya güvenlik küvvetlerini güçlü kılmak da düşünmemelidir. Herhal de “önce devlet otoritesini sağlamak için ne gerekirse hepsi yapılır, insan hakları ve özgürlükler konusunda da arta kalanla yetinilir” gibi bir düşünce Cumhuriyetçi –demokratik- bir düşünce olamaz.

Eşitlik ve Sosyal Adalet ilkesi

Cunhuriyetin diğer bir temel ilkesine “eşitlik” veya “Sosyal Adalet” ilkesidir. Eşitlik, toplumlarda adalet huzurun en sağlam güvencesidir. Eşitliği matematiksel anlamda değil, sosyal anlamda anlamalıdır. Cumhuriyetçi zihniyet, bir ülkede kaynakların öncelikle geniş kitlelerin en zorunlu gereksinimlerine cevap verebilecek alanlarda kullanılmasını gerektirir. Egemen belli bir zümrenin ihtiyacı ve refahı kitle menfaatinin önüne geçirilecek olursa, Cumhuriyet fikrinin gereği yerine getirilmemiş olur. Böyle bir durum içine girilince, artık sosyal adaletten söz edilemeyeceği açıktır. Sosyal adalet gerçekleştirilemedikçe de, hiç olmazsa adalete doğru yol alınmadıkça da, insan hakları ve özgürlükler hırpalanmaya mahkum edilmiş olacak, hukuk devleti yerine egemen güçlerin etkisi altında  çıkartılmış yasalar geçerli kılınmak istenecektir.

Emeğin üstünlüğü

Sosyal Adalet doğrultusunda yol alabilmenin güvence altına alınabilmesi açısından “emeğin üstünlüğü” ilkesini benimsemek önemli bir aşama olur. Bu ilkenin yanlız sosyal demokrat görüşlüler tarafından benimsenen bir ilke olduğu söylenemez… Liberaller de bu ilke üzerinde dururlar. Belki sadece, ekonomik yaşamda sermayeye ağırlık verilmesinden yana olanlar bundan hoşlanmazlar. Fakat onlar da bu ilkeye açıkça karşı çıkmak istemezler. Çünkü en azından onlar da büyük sermayelere ancak emekle ulaşıldığı iddiasındadırlar.

Bir düzenin Cumhuriyetçi olabilmesi için emeğe gereken değeri vermesi, çalışanların, başta işçiler, köylüler, dar gelirli, emekliler geniş kitlenin haklarının çiğnenmemesine özen göstermesi de şarttır. Hatta işçi ve köylü, birey olarak işveren ölçüsünde siyasal ve ekonomik güce sahip olamayacağından devlet, işçinin ve köylünün güçlenemsine özel çaba  göstermeli, işçileri köylüleri yanlız mesleki işlerinde değil, genel nitelikteki sorunlarında da birlikte harekete teşvik etmelidir. Böyle olacağı yerde çalışanlar, yasalarla sendikalar, vakıflar, dernekler kurabilmek veya bunlara katılabilmek olanağından yoksun bırakılırlarsa, siyasal partilerle ilişki kurmaları yasaklanırsa bu düzen emeği, işçiyi ve çalışanları ihmal eden bir düzen olur. Yine burada da bizim anladığımız anlamda Cumhuriyetçi düzenden söz edilemez.

Parlemento çoğulcu yönetim

Bireylerin yaşamlarını yönlendirmede kendi sorumluluk duyguları zayıflamıştır.

İnsanlar kendilerini  değersizleşmişlik duygusuna kapılmış hissediyorlar.

Demokrasi, bir yandan devlet kurumlar arasındaki görev ve yetki dengesi ise, bir yandan da bireysel hak ve özgürlüklerin devlet gücüne karşı korunmasıdır.

Bireyin temel hakları, anayasalar öyle yazdığı için korunamaz;  o haklara yönelebilecek saldırıları  göğüsleyici  örgütler var olursa korunur.

 

Cezmi Doğaner

Bir Cevap Yazın