Çanlar Kimin İçin Çalacak?

0
159

Saltanatın hüküm sürdüğü topraklarda yalancı çobanlara artık sürüleri bile inanmıyor. Ancak kafası kopan yılan misali, istemsiz kasları son hareketlerini yapıyor.

1936-1939 yılları arasında gerçekleşen İspanyol İç Savaşı, halkçı cephenin yer aldığı Cumhuriyetçiler ile faşistlerin yer aldığı Milliyetçiler arasında gerçekleşmişti. Ernest Hemingway’in ünlü romanı Çanlar Kimin İçin Çalıyor’a konu olan iç savaşta 600 bin insan hayatını kaybetmiş, General Franko’dan kaçan sığınmacı halk mülteci olarak Fransa’ya sığınmıştır. Kadınlar bu direnişte aktif rol oynamış ve dönemin Avrupası’ndan pek çok gönüllü İspanya’ya giderek halk cephesinde yer almışlardır. Evet, İspanyol halkı ayaklandı; köylüler, çingeneler, öğretmenler, şairler, yazarlar…

1931’den sonra sosyalist ve cumhuriyetçilerin iktidara gelmesiyle İspanya’da bir dizi reform yapılmış, hem gericilerin hem de sermayenin tekerine çomak sokulmuştu. Kilisenin okulları kapatılmış, sermayesine el konmuş, din adamlarına aktarılan devlet yardımları kesilmişti. En önemlisi de köylü yararına TOPRAK REFORMU yapılmıştı. Ancak iktidar sıklıkla el değiştiriyor, solcuları temsil eden Cumhuriyetçiler ile sağcıları temsil eden Milliyetçiler arasında çatışmalara sebep oluyordu. Madenciler ayaklanıyor, yağmalama olayları artıyor, zenginlerle fakirler arasında çatışmalar yaşanıyordu.

İtalyan faşizminin kurucusu Mussolini ve Alman faşizminin lideri Hitler’den Franco’ya destek giderken, SSCB Cumhuriyetçilerin yanında yer aldı. Nihayetinde Almanya, İkinci Dünya Savaşı’nın ön hazırlıklarını İspanyol halkını savaş uçaklarıyla bombalayarak yaptı… Çan sesleriyle duyurulan savaş ve ölüm…

Safahat kitabında şöyle yazıyor Mehmet Akif ERSOY:

Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey!

Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?

“Tarih”i “tekerrür” diye tarif ediyorlar;

Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?

Defalarca aynı yollardan, aynı detaylardan, aynı noktalardan geçiyoruz. Türkiye’de din tüccarı gericilerin yaptığı 15 Temmuz’daki başarısız darbe girişiminin ardından, iktidar tarafından bir dizi tedbirler alındı. Ancak görüyoruz ki devlet kurumlarına 15 Temmuz 2016’dan önce FETÖ kanalıyla sızan cemaatin yerini, bu defa başka cemaatler alıyor.

Medyada geniş yer bulan “sarıklı amiral” ordudaki cemaat yapılanmasının fütursuz bir örneğidir. Bununla birlikte, Türkiye’nin Marmara Denizi ve ulusal güvenliğinin en önemli ayaklarından biri olan 1936’da imzalanan Montrö Anlaşması, iktidar tarafından tartışmaya açılıyor. Buna tepki gösteren 103 emekli amiral, mesleki deneyimlerine ve demokrasiye dayanarak internetten bir basın açıklaması yapıyorlar. Zaten onlardan önce de 126 emekli diplomat benzer bir açıklama yapıyor. Ve bunun sonucunda 14 emekli amiral önce 8 günlüğüne gözaltına alınıyor, sonra da ayaklarına elektronik kelepçe takılıyor. Akıl alır gibi değil…

Devletin kurumlarına sızarak devletin vatansever yazar, sanatçı, siyasetçi ve askerlerini 2008 yılından 2016 yılına kadar hapislerde çürüten, bazılarının intihar etmesine ve bazılarının da hastalıktan ölmesine sebep olan ABD-FETÖ işbirliğiyle yürütülen Ergenekon kumpas davalarından ders alınsaydı, Türkiye gerçekten de bugünleri görmezdi…

Coronavirüs pandemisi nedeniyle resmi rakamlara göre Türkiye’de günde 250 ila 300 insanımız hayatını kaybediyor, vaka sayısında dünya rekorları kırıyoruz. İktidarın tedbirsizliği nedeniyle bir yandan virüs hızla yayılırken, diğer yandan ekonomideki kötüye gidiş nedeniyle insanlar işsizlik ve açlık tehlikesiyle yüz yüze geliyor.  İşsiz sayısı 10 milyonu geçti. Son bir yıl içerisinde işsizlik ve borçları nedeniyle onlarca insan intihar etti. İktidarın tek yaptığı, % 95’ini ele geçirdiği medya kanallarıyla her hafta değişik kişi ve olaylar üzerinden gündemi saptırarak gerçek gündemin üstünü örtmek. Yani hastalık, işsizlik ve ölüm…

Tarih karşısında sadece cesaretli yazarlar, vatansever insanların konuşması yetmez. Her birey tarih karşısında sorumludur. Kötü gidişat karşısında susmak bile bireyi mahkum eder. Kaldı ki devleti yöneten ve her türlü idari yetkiyi ellerinde bulunduran iktidar sahipleri yasal olarak sorumludurlar.

Gelecek nesiller Hitler, Mussolini ve Franco’yu nefretle hatırlayacaklar. Onlar için çanlar çaldı ve sesleri kesildi. Artık 21. yüzyıldayız ve günümüzün aktörleri demokrasi nutukları atıp, anti-demokrat olabiliyorlar. Darbe paranoyasını topluma yayıp yandaşlarını zengin edebiliyorlar. Kaybolan 128 milyar doların hesabını sormak bile suç olabiliyor. Ancak halk dediğimiz kitle sessiz bir çoğunluk gibi görünse de her şeyin farkında. Ve artık neyin doğru, neyin yanlış olduğunu herkes görüyor…

Baskıyla dizginlenmeye çalışılan muhalefet mi? Gücünü terk etmemek için direnen iktidar mı?

Bakalım çanlar kimin için çalacak?

Bir Cevap Yazın